Anlamlı kadınlar kişiligini, kişiligi olmayan kadınlar dişiligini kullanır…

0

Ey duvarlar! Bana bir söz doğur, aldatarak aynaları… CkrM

Maça Ası

0

“Bal arısı çiçeğe konan tek böcek değildir; fakat ondan bal çekmeyi bilen yalnız odur.” GOETHE

Insan Olabilmek

”İyi” İnsan Olabilmek

0

İnsan zalimdir, çünkü yasak meyveyi yemekle kendini rahatlık ve lezzet cennetinden, eziyetsizlikten alıp, eziyet, korku ve ızdıraba müptela etti. Cahildir, çünkü uyanış ve görüşün sonuçlarının ne kadar çok eziyet verici olduğunu bilmiyordu. 

İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne)

İnsan topluluğunun içinde yaşamak, diğer insanlarla güzel geçinmek, kimseyi incitmemek, kimseden incinememk; insan olmak zor zanaat. Davranışlarımıza ne kadar dikkat edersek edelim, ne denli hassas olursak olalım, insanlara ne denli değer verir ve onları üzecek yanlış birşey yapmaktan sakınırsak sakınalım yine de kendimizi insanoğlunun bazen hiç beklenmedik tepkilerden kurtaramıyoruz. Biz kimseyi kırmamak için çabaladıkça, karşımızdakiler olmayacak şeylerden beklenmedik sonuçlar çıkarıyorlar; dedim ya insan olmak zor zanaat.

Hiçbir varlık, insan kadar yükselemez ve onun kadar alçalamaz. (Friedrich Holderin)

İnsan olmak bu kadar zorken; iyi insan olabilmek, iyi vasfini taşıyabilmek üstün olabilmektir. Aklınızı bilgilerle geliştirirseniz, sevginizi artırırsanız, gönlünüzü arıtırsanız ve fazilet sahibi olabilirseniz iyi ve üstün insan olabilirsiniz. Alçak gönüllü ve tatlı dillidir, kötü ve çirkin işlerden uzak durur,ifrattan ve israftan kaçınır, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgi ve şefkatini eksik etmeyen, hal ve hareketlerinde doğruluktan ayrılmayan, kibir ve gururla gönülleri incitmeyendir.

Herşeyden once herkes için iyilik düşünürler. İyinin niteliği yararlı olmaktır. Onun sevdiklerine ve çevresine pek çok yararı dokunur. Herkese iyilik eder ve yaptığını kimsenin başına kakmaz. Kendi menfaatini düşünmeden ve bir karşılık beklemeden başkalarına yararlı işler yapar. Düşündüğü gibi konuşan, dili ile kalbi bir olan doğru kimsedir. Onun içi de dışı gibidir.

İnsanlığa olan güveninizi hiç kaybetmemelisiniz. Çünkü insanlık bir okyanustur; okyanusa damlayan birkaç damla onu kirletmez. (Budha)

İyi insan iki çesittir. Ya doğuştan, fıtraten iyidir veya sonradan iyi olur. Doğuştan iyi olan daima iyi kalır. Bu niteliği değişmez. Doğuştan iyi olandan sevdikleri ve çevresi hatta insanlık iyilik görür. Kötü insan da böyledir. Kimisi doğuştan kötüdür, lekesi ölünceye kadar temizlenmez. Kimisi de sonradan taklit yoluyla kötü olur. Arkadaşına ve dostlarına uyar kötülüğe bulaşır. İyi arkadaş edinirse iyi, kötü arkadaş edinirse kötü olur. Doğuştan kötü olanın iyileşmesine care yoktur; o dünya için bela, çevresi için felakettir.

Büyük olmak iyidir ama, insan olmak daha iyidir. (Albert Schweiter)

İyilik yokuşa tırmanmak gibidir, zordur. Kötülük ise, iniş gibidir, kolay kazanılır. Yokuşa tırmanmayan yükselemez. Kötüler derler ki, kötüler olmazsa iyilik bilinmez. Gerçekte ise iyilik kötüye ve kötülüğe bakmaz. İyilik eden daima iyiliği düşünür ve iyilik yapmaya devam eder. Sadece bu günün rahatını düşünen kötülük işler; ama yarın sıkıntı çeker. İyilik karakteri olan bu gün sıkıntı çeker; ama yarın faydasını görür. Kötülüğün bu gün faydası olsa da yarın mutlaka zararı olur. İyi olan bu gün ne kadar sıkıntı çekerse çeksin yarın huzura kavuşacak ve pişman olmayacaktır.

Ben benim üzerime oyunlar oynayan ve bana kötülüğü dokunanlara karşı aynı şekilde karşılık vermeyeceğim. Çünkü altın olanın muhattabı hiçbir zaman teneke olmamıştır. Altın olan en azından elmasla aynı kefeye koyulmaya çabalamalı ve umut etmeli ki değerine değer katılsın. Bu arada içine düşünülmemesi gereken yanlış, belki de kötü olanı küçümsemek olur. Unutmayalım bugun iyi olan biziz ama yarın kötü olan da bizden başkası olmayabilir.

Beşiktaşlı Olunmaz Beşiktaşlı Doğulur!

Beşiktaşlı Olunmaz, Beşiktaşlı Doğulur!

0

1970′li yıllar… Beşiktaş’ın Türkiye Ligi’nde büyük krizler yaşadığı, büyük masraflarla meydana getirdiği güçlü kadrolara rağmen bir türlü şampiyonluğa ulaşamadığı, cileli yıllardayız…

Lig’de çok önemli bir Beşiktaş-Galatasaray maçı var… İnönü stadını haddinden fazla doldurmuş olan 40.000 seyirci, karşılaşmanın henüz başlamamasına rağmen, coşku ve heyacanla tezahürat yapıyorlardı.

Kapalı tribünün sol köşesiyle, deniz tarafındaki açık tribünün sağ Beşiktaşlı Olunmaz Beşiktaşlı Doğulur!köşesine sıkışmış, 3-4 bin Sarı Kırmızılı taraftar:

“Re-re-re…Ra-ra-ra…Galatasaray, Galatasaray Cim-Bom-Bom…” tekerlemesiyle takımlarına sevgi gösterisinde bulunurlarken en az 25-30 bin Beşiktaşlı taraftar da, adeta “Gök Gürültüsü” nü anımsatırcasına patlayarak: “Haydi Kartal” sloganı ile rakip taraftarlara mukabelede bulunuyorlardı…

“Basın Tribünü” nde bu ilginç sahneleri dikkatle izleyen ünlü bir Galatasaraylı yönetici dayanamamıştı… Etrafındakilere dert yanıyordu: “Bu işin sırrını çözemedim kardeşim? Biz Galatasaray olarak, son 10 yıldır Beşiktaş’tan daha başarılı bir grafik çizdik… Bu gerçeğe rağmen, renklerimize gönül bağlayan taraftarlarımız gıdım, gıdım artarken Beşiktaşinkiler çok daha süratle ve çığ gibi büyüyor!..

“TARAFTAR”, bilhassa futbolda, takımın 12. adamı olarak gösterilir… Doğrudur… Hele bu tanımlama Beşiktaş Taraftarı için yapıldığında, tam isabet bir değerlendirme demektir…
Türkiye’de, seyircisiyle en sağlam diyalog kuran, bütünleşen tek kulüptür Beşiktaş… Başka bir deyimle, Siyah-Beyazlı seyirciler kadar, bilhassa kritik maçlarda takımı ile bütünleşen, adeta O’nu zafere doğru yönlendiren bir başka “Tribün” göstermek zordur.

“ÖLESİYE SEVMEK…” Yağmur, çamur, kar, kış demeden Tribündeki yerini sürekli dolduran Beşiktaş Taraftarlarının, sahadaki Beşiktaş’a gönül bağı ve bakış acısı budur…

Osmanlı Sarayı’ndan doğmuş olmasına ve aristokrat kökenine rağmen, “Halkın Kulübü” olabilmeyi başarmış bir cemiyettir…

“Kulüp Üyesi Olabilmek” ve “Yönetimde Görev Alabilmek” için belirli bir seviyeye gelmek, kariyer sahibi olmak şarttır ama, cemiyetin yapısı, halk kesimlerindeki her meslek sahibine değer vermeyi prensip sayar…

Bu yüzden Beşiktaş seyircisi de kulübün prensiplerini yansıtan bir ayna gibidir tribünlerde… Atraksiyonu, abartmalı davranışları, kaytarmayı ve egoizmi hiç benimsemez… Kendini bilmez bazı çatlak seslere, bu gibilerin zaman zaman küfürlü haykırışlarına rağmen, genelde, takımını desteklerken, en güzel sloganları, en nezih şovları üreterek, statları renklendirmesini bilir.

Bazı cemiyetler tarafından komplekslerinin tabii sonucu olarak “Değişik Hüviyetler” le ve çirkin “Lakaplarla” tanıtılmak istenmesine karşı, Türkiye’de sadece futbolla değil, sık sık birçok branşta “En Centilmen Kulüp” gösterilmiştir.

Futbolda, Futbol Federasyonu ve diğer yan kuruluşlar tarafından, son yarım asır içinde tam 19 defa “CENTİLMENLİK KUPASI” ile ödüllendirilmesi, Tribündeki Seyircisinin de genel davranışı, aralıksız performansı ile orantılıdır…

BEŞİKTAŞ’LI OLUNMAZ…
BEŞİKTAŞLI DOĞULUR!…

Haksızlığa uğradığı zaman, yumruğunu sıkan bir taraftar grubu vardır ama, sözde masum görünüşlü bazı rakip taraftarların uzun yıllar sürdürdüğü, “spora seks karıştıran hakaretlerine de peygamber sabrı göstermesi, onların olgunluğunu onaylatan en sağlam kanıttır… Açıkçası, Beşiktaş’ta “en büyük unsur” dur seyirci… Tribün, sahadan mert, dürüst ve cesur mücadele ister. Alın teri karışmış bir doksan dakikadan, bilek gücü ile elde edilmiş bir zafer bekler ve bu olgunun oluşabilmesi için, hiç durmadan takımını coşturarak, önemli ölçüde skoru kendisi belirler…

Sahadaki Beşiktaşlı ile tribündeki Beşiktaşlı, bir maçın tamamında aynı şeyleri hissettikleri içindir ki, sonuçta zafer kaçınılmaz olur… Bu Türkiye genelinde de böyledir… Beşiktaşlı için, “Ülkenin her yanında aynı anda, aynı şeyleri düşünen insanlar” denmesi, bu özelliğinden doğmaktadır…

BEŞİKTAŞ’LI için BEŞİKTAŞ, bu dünyada yaşanacak en büyük aşktır… Bu gerçeğin bilincinde olan TARAFTARLAR, siyah-beyaz camia, ne zaman bir krize girse, onu omuzlar, hatta sırtına alıp, düştüğü sıkıntı çukurundan çıkarıverir bir hamlede…

İşte 1970′li yıllarda, taraftarlarının (başarısızlık sonucu azalması bir yana) devamlı artması, Beşiktaş’ın tek şampiyonluğuna dahi tanık olmamış çok genç kuşakların Siyah-Beyaz renklere katılması, geçmişte nice zaferler görmüş, doğuştan Beşiktaşlı anne ve babaların, çocuklarını da ilk günlerden itibaren Siyah- Beyazlı yetiştirmeleri ile mümkün olmuştur.

Ace of Spades

S*ktir Et! Hayatta Hiçbir Şey Senden Önemli Değil

0

S*ktir Et demek sizi iyi hissettirir. Mücadeleden vazgeçmek, ne hoşunuza gidiyorsa onu yapmak, çevrenizdekilerin sizin hakkınızda düşündüklerini umursamamak ve kendi yolunuzdan gitmek harika bir duygudur.
S*ktir Et demek; Doğunun boş verme, vazgeçme ve bir şeylerin o kadar da önemli olmadığını fark ederek gerçek özgürlüğü bulma gibi ruhani fikirlerinin kusursuz bir Batı ifadesidir.
S*ktir Et; şarkı okumak, meditasyon yapmak, sandalet giymek ya da tütün yemek gibi eylemler gerektirmeyen ruhani bir yoldur. Modern zamanın küfürlü söylenişiyle, S*ktir Et, Batılıları şöyle bir sarsıp kendilerine getirecek, anlam dolu hayatlarımıza egemen olan stresi ve gerginliği ortadan kaldıracaktır.
Bu yüzden, bütün sorunlarınıza ve meselelerinize S*ktir Et demenin bir yolunu bulun. Hayatınızda yapmanız “gerekenlere” S*ktir Et deyin ve sonunda başkaları ne düşünürse düşünsün, neyi yapmak istiyorsanız onu yapın. Sonra pişman olursunuz.

Kul Hakkı

Kul Hakkı

0

Bir kimse Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa fakat üzerinde bir kuruş kul hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe Cennete giremez.

Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.”
(Buharî, Müslim)

Arakdaşlık, iki veya ikiden fazla insan arasında belli süre içersinde oluşan karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan ilişkilerin adıdır. Arkadaşlık çok küçük yaşta başlıyabildiği gibi hayatın her döneminde yeni yeni arkadaşlıklar kurulabilir. Arkadaşlığın süresi çok kısa sürebileceği gibi ömür boyu da sürebilir. Kısa süreli de olsa, uzun süreli de olsa arkadaşlıklarda karşılıklı olarak maddi ve manevi bağlılıklar oluşur. Beraber gezilir, eğlenilir, yenilir, içilir, ders çalışılır. Acılar ve sevinçler paylaşılır. Arkadaşlar birbirlerinin dert ortakları, sırdaşları olurlar. Belli sürelerde bir arada olmak zorunda olan insanlar isteseler de istemeseler de günün birinde birbirleriyle arkadaş olduklarını farkederler. Ancak asıl devamlı ve samimi arkadaşlık seçilerek ve karşılıklı istek duyularak kurulanıdır. Bu şekilde kurulan arkadaşlıklarda çoğu zaman ortak zevklerin ve özelliklerin rolü büyük olur. Ortak zevklere ve özelliklere dayalı olarak kurulan arkadaşlıklarda karşılıklı maddi ve manevi çıkar yoktur. Onlar arasında karşılıklı sevgi ve saygı ağır basar. Sevgi ve saygının tabiî sonucu olarak da menfaatler değil, fedâkârlıklar ön plâna çıkar. İyi ve ideal arkadaşlıklar böyle kurulur. 
Arkadaşlıkta kötü olan ise, samimiyetten uzak ve sırf maddi ve manevi çıkarlar uğruna biraraya gelinmesidir. Böyle kurulan arkadaşlıklardan fayda gelmez.çünkü çıkarlar biter bitmez ilişkiler kopar. Taraflarca aynı maksatla başka arkadaş arayışları başlar. Şurası bir gerçek ki: iki insan bir araya gelince aralarında karşılıklı olarak maddi ve manevi birtakım haklar doğar. Onun için arkadaşlar birbirlerinin birtakım isteklerine ve birtakım tekliflerine hayır dememelidirler. Ancak istek veya teklfler doğru yönde olmalıdır. Yanlış ve kötü yollara götüren tekliflere uymak gerekmez. Zaten iyi arkadaş da, kötü veya olumsuz tekliflerde bulunmaz. Şayet arkadaşlarından birisi devamlı hoş olmayan işler yapıyor ve arkadaşını da bu yönde zorluyorsa, böyle arkadaşlıklar uzun sürmemelidir.
Peygamber Efendimiz, “Mü’min, mü’minin aynasıdır.” buyurmuştur. Atalarımız ise, “Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” demişlerdir. Demek ki arkadaşlar birbirlerini önemli ölçüde etkilemektedirler. Arkadaşlar arasında karşılıklı etkileşim, genellikle güçlü kişiliği olanın baskın olması şeklinde gerçekleşir. Şayet iyi huylu, ahlâklı ve güçlü kişiliği olan baskın olursa, arkadaşlık ilişkileri iyi ve olumlu yönde gelişir. Ahlâkça zayıf olan baskın olursa, o zaman da ilşkile olumsuz yönde gelişir ve arkadaşlar hoş olmayan bitakım yönlere veya maceralara doğru sürüklenirler. Onun için arkadaşında hoş olmayan ve kendisi sonu belirsiz maceralara sürükleyecek tavır ve davranışlar farkeden birisi, önce onu bu tür olumsuzluklardan vazgeçirmeğe çalışmalıdır. Daha iyi, dürüst ve ahlâklı davranması için kendisini ikaz etmeli ve ona bu konuda yardımcı olmalıdır. Arkadaşlık bunu gerektirir. 
Yeterince ilgi gösterilmesine ve uğraşılmasına rağmen, olumsuz tavır ve davranışlarını değiştimeyenlerden uzaklaşmak, iyi ve dürüst olanlarla arkadaşlık ilişkilerini geliştirmek ise aklın gereğidir.

PS: İstediğin kadar namaz kıl, sadaka ver. Güven aşılayıpta yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını iki dünyada da veremezsin…

Hayata Yeniden Başlamak

Hayata Yeniden Başlamak

0

Hayatının gerçekten arzuladığı şekilde gitmediğini düşünüp, yeni ve beyaz bir sayfa açmaya, hayata adeta yeniden başlamaya karar veren bir insanın karşılaştığı en büyük direnç –inanın ya da inanmayın- kendisinden gelir. Çoğu kez, yeniden başlama kararının önündeki en önemli engel o kararı verecek olan kişinin kendisidir.

İsteyerek ya da istemeyerek işini, eşini, yaşantısını, köklü alışkanlıklarını, ilişki tarzlarını değiştirmeye ve hayata yeni bir başlangıç yapmaya karar veren çoğu insan bu kararları ile güvenlik ve güvenilirliklerinin tehlikeye düşeceğinden korkarlar. İyi ve güçlü oldukları konulardaki avantajlarını yitireceklerini düşünürler. Yeniden başladıklarında yine başarısız olacaklarından endişe duyarlar. Bu duyguların etkisiyle bir süre sonra, aslında mevcut durumlarından çok fazla şikâyet etmemeleri gerektiğini düşünmeye bile başlarlar. Ve yeniden başlama kararlarını başka bir zamana erteler, eskiyi sürdürürler.

Bu süreçte ve sonuçta neden olarak gösterilebilecek hemen hiçbir dışsal faktör bulunmamaktadır. İnsanlar genellikle dışardan değişimlerini engelleyen bir uyarı almazlar. Değişme kararlarına karşı çıkan bir kimse hemen hemen yok gibidir. Belki bazıları o insanın her şeye yeniden başlayabileceğine inanmazlar ve bunu açıkça belli ederler ama karara karşı durmazlar.

Yeniden başlamanın en büyük zorluğu eskiyi unutmaktır. Eskiye elveda demeden yeniye hoş geldin deme şansı yoktur. Bir insanın yıllardır kullandığı bir eşyasını atması, alıştığı şehirden taşınması, bir dostundan ayrılması, eski bir alışkanlığından vazgeçmesi hiç de kolay değildir. Bazılarımızın yıllardır biriktirdiği gazete, dergi koleksiyonları, birgün gerekir diye atmadığı eşyaları, bilgileri çok eskimiş ansiklopedileri, kitapları toplayıp eskiciye vermek ya da çöpe atmak çok ama çok zor bir karardır.

Kimileri bu zor kararı kolaylaştırmanın yolunun uygulamayı çok hızlı hatta anlık bir olay olarak gerçekleştirmek olduğunu düşünür. Karar kesin, uygulama derhal olmalıdır. Köprüler atılmalı, gemiler yakılmalıdır. Ancak bu, tahmin edilenden daha fazla üzüntüye, moral bozukluğuna ve mutsuzluğa yol açabilir, derin ve kalıcı duygusal izler bırakabilir.

Eskiyi geride bırakmanın ve üzüntüsüz bir şekilde yeniden başlamanın bir yolu, “veda töreni” düzenlemek, eskiye “vefa borcunu” ödeyerek onu tarihe uğurlamaktır. Eskinin kendisi için bir zamanlar ne kadar önemli olduğunu söylemek, onu yüceltmek en azından vicdan azabı duymayı önleyecektir. Eskinin bir simgesini, belgesini, anı oluşturacak küçük bir parçasını bir köşeye yerleştirmek ya da bir zaman kapsülüne yerleştirip toprağa gömmek ve belki bunlar için dostlar arasında bir tören düzenlemek eskinin artık çok geride kaldığını en azından insanın kendisine çok açık bir şekilde anlatabilir. Bu tür bir etkinliğin ilk bakışta gereksiz ve çocukça olduğu düşünülse de aslında insanın kendine yas tutmak için bir fırsat vermesidir. Bu yapılmadığında, insan daha fazla suçluluk, burukluk, güvensizlik duyguları hatta bir tür bunalım yaşayabilir. Geride bıraktıklarına bir “elveda” demek onu rahatlatacak, derin bir nefes almasını ve gözlerini geleceğe çevirmesini sağlayacaktır.

Hayata yeniden başlamayı, şüphesiz sıfır noktasından başlamak olarak görmemek gerekir. Geçmişin bütün tecrübeleri, bilgi ve becerileri, yaşanmış acı ve tatlı anıları yerinde durmaktadır. Bu aşamada bir hafıza kaybı söz konusu değildir. Yaşamlarında yeni, beyaz bir sayfa açanlar, oraya ne yazacaklarını çok düşünmezler. Eski karalanmış, sararmış, belki yırtılmış sayfalardakileri temize çekerler. Gereksiz uzatılmış yazıları kısaltırlar, anlamsız satırları atarlar. Düşünmeden yazılmış ifadeleri yeniden düşünerek ifade ederler. Daha önce yazmak isteyip de yazamadıklarını ya da yazmaya cesaret edemedikleri yazmaya başlarlar.

Hayata yeniden başlamak gerçek ve güçlü bir istekle başlar. İçinde bir arzu, bir tutku hissetmeyen bir insan cesaret gerektiren böyle bir başlangıcı kolay yapamaz. Daha sonra, o insanın kararını açık ve net bir şekilde vermesi, iradesini ortaya koyması gerekir. Karar vermek, sonuçlarıyla, sorumluluklarıyla bir seçim yapmak, seçenekler arasındaki tercihini açıkça ifade etmektir. Bu aşamadan sonra yapılması gereken ise kararda direnmek, ortaya çıkan sorunlarla, engellerle baş etmektir. Kararı dostlara açıklamak, neden böyle bir karar alındığını onlarla paylaşmak bir anlamda kontrol mekanizması oluşturmaktır. Dostların daha sonra bu kararla ilgili sorunlarına cevap verememe endişesi insanın kararını sahiplenmesi ve uygulaması için önemli bir neden oluşturacaktır.

Bütün bunların ötesinde, bir insanın hayatındaki köklü değişikliklere ilişkin kararlarında ve uygulamalarında başarılı olması için en önemli ihtiyacı disiplindir. Yapması gerekenleri ısrarla ve kararlılıkla yerine getirmesi, bahaneler uydurmaması, ödün vermemesi, küçük (ya da büyük) engelleri geri dönmek için nedenler olarak görmemesi gerekir.

Kısaca, hayata yeniden başlamak güçlü bir istek, kesin bir karar, kararlılık ve disiplin gerektirir. Böyle bir isteği ya da ihtiyacı olduğunu düşünenler, öncelikle bütün bunların kendilerinde var olup olmadığına bakmalıdırlar.

Go to Top